Salı, Haziran 09, 2009
ULUSLARARASI CEZA HUKUKU KONGRESİ
Fikret İLKİZ
Türk Ceza Hukuku Derneği’nin üyesi olduğu Uluslararası Ceza Hukuku Derneği'nin XVIII. Dünya Kongresi İstanbul'da 20-27 Eylül 2009 tarihleri arasında yapılacak. Bu kongrede dünyanın her yanından gelen ceza hukukçuları neyi tartışacaklar? Kongrede, “ küreselleşen” dünya üzerinde ortaya çıkan çok ciddi ve yeni suçluluk biçimleri ve yarattığı sorunların nasıl çözüleceği tartışılacak…Suçların sınır aşan boyut kazanması karşısında bu yeni suç tipleri ile mücadelede “ geleneksel” çözümlerden daha etkin çözümlerin nasıl sağlanabileceği öngörülecek...Karara bağlanacak. Sınır aşan suç örgütleri her türlü “ suç işleri” için farklı ülkelerin, ekonomik, sosyal, politik ve hukuki koşullarından yararlanıyorlar. Buna teknolojinin gelişmesini ve İnternet faktörünü de eklerseniz, toplumların kendi aralarındaki eşitsizliklerinin yarattığı uçurumlar düşmanlıklara dönüşmektedir. Çözülemeyen sorunlar şiddetin olağan karşılanmasına neden olmaktadır. Bu nedenle ortaya çıkan yeni suç tipleri Kongrede konuşulacak… Toplumları daha gelişmiş olanlarla, daha fakir olanların çatışmaları bilinmektedir. Eskiden yaşam biçimi olarak birbirinden tamamen farklı yaşayanlar, kültürel, geleneksel, ideolojik, dinsel farklılıkları ile ayrı değerlere sahip olanlar birdenbire birbirleriyle yakınlaştılar. Bu yakınlaşma sonucu ortaya çıkan derin eşitsizlikler, şiddetli yüzleşmelere, toplumsal travmalara ve açık çatışmalara yol açtı… Göçler ve insan ticareti sonunda ortaya çıkan sosyal uyum zorlukları, ayrımcılığa ve hatta şiddete neden oluyor…İnsanları göçe zorlayan, göç eden insanların topraklarına ve zenginliklerine el koyan gelişmiş ülkeler, göç eden insanları ülkelerine sokmuyor. Ama o insanları yaşadıkları topraklarda sömürerek açlığa mahkum etmesini biliyor…İnsan ticareti ile karşılaşan toplumların karşısındaki yeni suç tipi nasıl tanımlanmalı. Bu sorun konuşulacak Kongrede… Dünya üzerinde şiddet ve terör her toplumda yüzünü gösterdi. Uluslar üstü büyük terörist yapılanmalar ortaya çıktı. Suç tipleri değişti, suç örgütleri globalleşti. Terörizm, artık tüm dünyanın ve kamuoyunun, hükümetlerin, uluslararası kuruluşların en çok dikkatini çeken konudur. Dünyayı derinden sarsan terör; toplumları “ özgürlük” ile “ güvenlik” arasında seçim yapmaya iten ve birinin diğerine tercih edilebileceği toplumsal, hukuksal modeller ile yaşamayı seçmeye zorluyor. Çünkü, New-York’taki İkiz Kuleler veya Madrid Atocha Garı’ndaki, Londra’da metroda meydana gelen terör saldırıları sonucu ortaya çıkan trajediler unutulmaz izler bıraktı. Bu olaylar karşısında “ çok ciddi suçluluk biçimleri” ve özellikle de “ terörizm” olarak tanımlanabilecek eylem ve olayların değerlendirilmesi ve nitelendirilmesine yönelik bakış açılarının gözden geçirilmesi artık zorunluluktur. Kongre’de bu zorunluluk tartışılacak. Uluslar arası ciddi ve örgütlü suçluluk ve “terörizm”, 1998 tarihli Roma Statüsü ile kurulan uluslar üstü yetkili Uluslararası Ceza Mahkemesinin görevine girmiyor. Buna karşılık devletler arasında terör ve suç örgütleriyle mücadele için işbirliği ve maddi ceza hukukunun uyumlaştırılmasına yönelik çok daha sıkı bir işbirliği eğiliminin arttığı açıktır. Birleşmiş Milletler tarafından Aralık 2000’de Palermo’da imzaya açılan Sınır Aşan Örgütlü Suçla Mücadele Sözleşmesi ile insan, özellikle de kadın ve çocuk ticareti ve göçmen kaçakçılığına karşı ek protokollerin kabulü gösterilen hassasiyetin bir sonucu olarak kabul edilmelidir. İşte bu Kongre’de bütün bu konular tartışılacak… Uluslar arası Ceza Hukuku Derneği ( AİDP) Başkanı Jose Luis DE LA CUESTA’nın deyişiyle; “ Uluslararası Ceza Hukuku Kongresi tecrübelerimizi birbirimizle paylaşmak ve bağlantılar kurmak için çok iyi bir fırsattır. Kongre tarafından 1926'dan bu yana tartışılan ve alınan kararlar, yasamanın hem ulusal hem de uluslararası alanda gelişmesi için her zaman etkili bir rol oynamıştır. Globalizasyondan kaynaklanan ve ceza hukukunun ve ceza adaletinin üstesinden gelmesi gereken çok önemli dört hususa odaklı bilimsel tartışmaların gerçekleşeceği XVIII. Kongre'de de aynı etkili sonuçlar alınacaktır” . XVIII. Uluslararası Ceza Hukuku Kongresi'nde, savaş, sınır aşan terörizm ve örgütlü suç gibi pek çok soruna çözüm aranacaktır. Herkesi ve özellikle ceza hukukçularını, yargıçları, savcıları ve hepimizi yakından ilgilendiren “terör suçlarında” hazırlık hareketleri ve iştirakin genişlemesi, terörizmin finansmanı, özel yargılama tedbirleri ve insan haklarının korunması ve evrensel yargı yetkisi tartışılacaktır…Bu tartışma dünyanın her yerinden gelen ve sayılıları binleri bulan akademisyenlerle, işin içinde olan cezacılarla gerçekleştirilecektir. Türk Ceza Hukuku Derneği’nin ev sahipliğini üstlendiği XVIII. Dünya Kongresi'nde yukarıda belirtilen konular çerçevesinde yapılacak olan bilimsel toplantılar sonucunda her konu başlığına ilişkin Tavsiye Kararları tartışmalar sonucunda kesinleşecektir. Ceza hukukunun ve ceza adaletinin üstesinden gelmesi gereken “ sınır aşan suçlar”, “ uluslar arası suç örgütleri” ve “ terör” gibi suçlarında, hazırlık hareketleri ve iştirakin genişlemesi, terörizmin finansmanı, özel yargılama tedbirleri ve insan haklarının korunması ve evrensel yargı yetkisi başlığı altındaki bu çok önemli dört hususa odaklı bilimsel tartışmaların gerçekleşeceği XVIII. Kongre'de tüm dünyayı ilgilendiren ve etkili sonuçlar yaratacak kararlar alınacaktır. Alınacak olan bu kararlar tüm dünyayı etkileyecektir. Nasıl bir ülke, nasıl bir dünya istiyorsunuz? Bu soruların yanıtları için alınacak kararlara katılmak, karar üretmek tüm hukukçuların sorumluluğu ve görevi olarak düşünülmelidir. Etiketler: TCK, uluslararası ceza hukuku posted by A.T. at 10:31 AM
Pazar, Mayıs 17, 2009
Çarşamba, Mayıs 06, 2009
"KİŞİSEL VERİLERİ KORUMA KURULU"- Av. Fikret İLKİZ
TBMM Adalet Alt Komisyonundaki “Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun Tasarısı”, kanunlaşmayı beklerken bir yılını doldurmuş durumda. Bu Tasarı 31.12.2008 tarihli, (5.Mükerrer) 27097 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Bakanlar Kurulunun “ Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı” ile “Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar”da yer alan kanun tasarısıdır. Türkiye Ulusal Programı’nın “Giriş”inde; “ Cumhuriyetin dayandığı temel ilkelere ve Atatürk milliyetçiliğine bağlı, ulusal bütünlük içinde, bilgi çağını yakalamış, güçlü ve refah içinde yaşayan, insan haklarına saygılı, çağdaş, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olmanın” geçmiş ve gelecek kuşaklara karşı tarihi ve ebedi bir sorumluluk olduğu vurgulanmıştır. Avrupa Birliği, halkımızın desteklediği ulusal bir hedef olarak gösterilmektedir. Sivil toplumun AB’ye katılım sürecine katkısının büyük önem taşıdığına değinilen bu bölümde; sivil toplum örgütlerinin, “ Müzakere”lerle ilgili tarama toplantılarının sonuçları hakkında bilgilendirildiği ve müzakereye açılacak fasıllara yönelik çalışmalar sırasında sivil toplum örgütlerinin de görüşlerine başvurulduğu belirtilmiştir. Ulusal Programın “ Siyasi Kriterler” bölümünde, kapsamlı anayasal ve yasal reformlar gerçekleştirmiş bir ülke olduğumuz ve bu reformları uygulamaya geçirmek üzere gerekli adımları süratle attığımıza vurgu yapılmaktadır. Ulusal Rapor’un “ Siyasi Kriterler / 3.Yargının işlevselliği ve Verimliliği” bölümünde yasalarda yapılacak değişikler sayılmıştır. “Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun” Siyasi Kriterler bölümünde ve “ Fasıl 23 Yargı Ve Temel Haklar”da, “ Öncelik 23.1 Yargının verimliliği, etkinliği ve işlevselliğinin arttırılması” başlığı altında yer almıştır. Yine Ulusal Program’da konuyla ilgili yürürlükteki AB Mevzuatı olarak “ Kişisel Verilerin Elektronik Ortamda İşlenmesi Bağlamında Bireylerin Korunmasına Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” ile 95/46 sayılı Direktif gösterilmiştir. Bu Tasarıdan sorumlu Bakanlık Adalet Bakanlığı’dır. “ Mevzuat Uyum Takvimi”ne göre Tasarının kabulü ile Kanunlaşmasının yayım tarihi 2009 yılı olarak gösterilmiştir. Tasarının bir yıl içinde kanunlaşmasından da sorumlu olan Adalet Bakanlığı 31.12.2008 tarihinden itibaren 31.12.2009 tarihine kadar bu Tasarıyı TBMM’den geçirecek ve Tasarı kanunlaşacaktır. “ Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun Tasarısı” Bakanlar Kurulunca 7.4.2008 tarihinde kabul edilmiş ve 22.04.2008’de TBMM Başkanlığına gönderilmiş olup (Esas Sayısı 1/576) TBMM’de Adalet Alt Komisyonundadır. Acaba Tasarıda yer alan Kişisel Verileri Koruma Kurulu nedir? Tasarının Dördüncü Kısmındaki düzenlemeye göre; bu kanunla verilen görevleri yapmak üzere, “ Kişisel Verileri Koruma Kurulu” kurulacaktır (Madde 26). Maddenin gerekçesinde bazı Avrupa birliği üyesi ülkelerin oluşturduğu verilerin korunması hakkındaki ilkelerin uygulanmasını izleyen ve yönlendiren bağımsız kuruluşlar olarak Almanya’daki Federal Verileri Koruma Görevlisi, Avusturya’da Verilerin Korunması Komisyonu, Fransa’da Enformatik ve Özgürlükler Milli Komitesi, İngiltere’de Veri Koruma Komisyonu gibi kuruluşlar örnek olarak gösterilmiştir. Kurul, yetkilerini bağımsız olarak kullanacak, hiçbir organ, makam, merci ve kişi Kurulun kararını etkilemek amacıyla emir ve talimat veremeyecektir. Kurul görevleri ile ilgili konularda tüm kamu kurum ve kuruluşların gerçek ve tüzel kişilerinden her türlü bilgi ve belgeyi isteme hakkına sahiptir. Kurulun isteğini kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişiler yerine getirmekle ve gereken kolaylığı göstermekle yükümlüdürler. Kurul nasıl seçilecek ve kimlerden oluşacaktır? Altı yıl süreyle görev yapacak olan ve en az on yıl öğretim üyeliği yapmış olan bilim insanları arasından seçilmek üzere 7 üyeden oluşacak olan bu Kurulun üyelerini ve Kurul Başkanını Bakanlar Kurulu seçecektir. Bu seçim biçimi ve oluşum Kurulun bağımsız değil, bağımlı olduğunu gösterir. Kaldı ki; Kurul bağımsız ve özerk bir kuruluş olarak tanımlanmamaktadır. Salt bu düzenleme nedeniyle; bu Kurulun “ bağımsız” olması/olabileceği düşünülemez bile…. Örneğin Kurula, kişilik haklan ihlal edilenlerin başvuruları hakkında karar verme yetkisi tanınmıştır. İlgili kişi bakımından telafisi güç veya imkansız bir zararın doğması ihtimalinin bulunması halinde Kurul tarafından “ geçici önlemler almak” Kurulun yetkisindedir. Fakat “ geçici önlemlerin” neler olduğu belirsizdir. Sadece örnek olması açısından değindiğimiz bu yetkinin yanında Kurulun görev alanı çok daha geniştir. Böyle bir idari Kurula bir çeşit “ yargı görevi” verilmesi doğru mudur? Bu kurulun yetkilerini kullanmakta bağımsız; ama fiilen Bakanlar Kurulu tarafından seçilmiş üyelerden oluşması, yürütme ve yargı organı karşısında yetki karmaşasına ve uygulamada bir çok sorunun doğmasına da yol açacaktır. Sonuçta, yasal görünüm olarak Başbakanlığa/Bakanlar Kuruluna bağlı olmayan, ama fiilen bağlı olacağı anlaşılan ve Bakanlar Kurulu tarafından seçilmiş öğretim üyelerinden oluşan Kişisel Verileri Koruma Kurulu adında bir Kurul’un ortaya çıkacağı anlaşılmaktadır. O halde kısa dönemde gözüken odur ki; hepimizi ilgilendiren böyle bir Tasarı ile herkesin ve özellikle gazetecilerin kendi kişisel verileri ile gazetecilerin ellerindeki verilerin denetimi için “ yürütmeye” bağımlı bir Kurul oluşturulmak istenmektedir. İsterseniz, herkesin kişisel hallerinin kimlerin eline geçeceğini ve hatta nasıl kullanılacağını düşünün ve değerlendirin…Her şey “ yasal” ve yasalara uygun olacak(!?)… Etiketler: Fikret İlkiz, Kişisel Verileri Koruma Kanunu, kişisel verilerin korunması posted by A.T. at 11:41 AM
Pazar, Nisan 26, 2009
"METİN GÖKTEPE VE GAZETECİLER"
Muhabir Metin Göktepe, 8 Ocak 1996 tarihinde Ümraniye E Tipi Cezaevi'nde ölen Orhan Özen ile Rıza Boybaş'ın cenaze törenini izlemekle görevlendirilmişti. Alibeyköy'deki cenaze töreni sırasında polis, 500'den fazla kişiyi gözaltına aldı. Aralarında Metin Göktepe de vardı… "-Gazeteciyim” dedi. Israr etti ve gazeteci olarak görevi yaptığını, gözaltına alınamayacağını söyledi. Sarı basın kartı yoktu. Dinlemediler. Eyüp Kapalı Spor Salonu'na götürerek dayak atan polisler, Metin’i Spor Salonu'nun büfesinin yanına bıraktılar...
Av. Fikret İLKİZBirkaç kişiydiler… Toplasan, iki elin on parmağı kadardı sayıları. Onlar, gazeteciydi. 10 Nisan 1968’de, Sivas ilinin Gürün ilçesine bağlı Çipil köyünde dünyaya gelen Evrensel Gazetesi muhabiri Metin Göktepe sekiz çocuklu emekçi bir ailenin yedinci çocuğu… Birkaç kişiydiler… Onlar anlattı ve bizler Metin öldürülünceye kadar onun hayat hikâyesini bilmiyorduk… Güler yüzlü, arkadaşları arasında çok sevilen, sohbeti güzel bir muhabir olduğunu çalışma arkadaşları gazetecilerden öğrendik… Geniş bir arkadaş çevresi olan, sürekli gülen, güler yüzlü ve hoş sohbet biri olarak tanıdık Metin’i… 1992 yılından itibaren Haberde ve Yorumda Gerçek dergisinde muhabirlik yapmış. 7 Haziran 1995’te yayın hayatına başlayan Evrensel gazetesinde çalışmaya başlayan Metin Göktepe haber peşinde koştuğu sırada 9 Ocak 1996’da, gazetecilik yaparken, gözaltına alındı… Gözaltında öldürüldü. Metin Göktepe, Ümraniye E Tipi Cezaevi'nde ölen Orhan Özen ile Rıza Boydaş’ın cenaze törenini izlemekle görevlendirilmişti. Alibeyköy'deki cenaze töreni sırasında polis tarafından gözaltına alınan yaklaşık beş yüz kişi içinde Metin Göktepe’de varmış. “Gazeteciyim” demiş, ısrarla gazeteci olarak görevini yaptığını, gözaltına alınamayacağını söylemiş. Polisler sarı basın kartını sormuşlar. Yokmuş... Eyüp Kapalı Spor Salonu'na götürerek gazeteciye dayak atan polisler, Metin Göktepe’yi Spor Salonu'nun büfesinin yanına bıraktılar. Metin Göktepe ölmüştü… Önce inkâr ettiler. Gözaltına almadık dediler. Sonra, savcı 8 Ocak 1996 akşam saat 20.00'de “olay ve ölüm tutanağı” düzenledi ve Metin'in cesedini Adli Tıp'a gönderdi. Sonra gözaltına alındığı kabul edildi. Ama ısrarla inkar ettiler. Göktepe'nin gözaltına alındıktan sonra akşamüzeri serbest bırakıldığını ve Eyüp'te bir çay bahçesinde otururken fenalaşarak oturduğu sandalyeden düştüğünü ve burada öldüğünü iddia ettiler… Yetmedi… “Duvardan düştü” dediler. Onlara göre, o zaten gazeteci bile değildi… Birkaç kişiydiler…Birkaç gazeteciydiler..Öldürülen gazeteciyi kimler öldürmüşse peşini bırakmadılar. Metin’le birlikte gözaltına alınanları buldular. Onlar gördüklerini anlattılar… Muhabir dövülerek öldürülmüştü. Tanıklar, ölüme tanık olmuştu… 16 Ocak 1996 tarihinde İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanlığı açıkladığı raporunda "Metin Göktepe gözaltına alınmış, gözaltında polis tarafından öldürülmüştür" dedi… Birkaç kişiydiler…Muhabir Metin Göktepe’nin oturduğu sandalyeden veya duvardan düşerek ölmediğini, dövülerek öldürüldüğünü kanıtladılar. Gazetecinin ölümü, dava oldu. İstanbul’da, Aydın’da dolaştırılan ve yargılanan polis memurlarının can güvenliği için ilden ile aktarılan dava Afyon’da bitti. Afyon Ağır Ceza Mahkemesi 19 Mart 1998 tarihinde kararını açıkladı. 5 sanık hakkında "kastı aşan adam öldürme" suçundan 7 yıl 6'şar ay hapis cezası verildi, 6 sanık beraat etti. Dava dosyası Yargıtay’ın bozma kararı üzereni yeniden Afyon Ağır Ceza Mahkemesi tarafından karara bağlandı. 20 Ocak 2000 tarihinde Yargıtay kararını açıkladı. 7 yıl 6'şar ay hapis cezasına çarptırılan 6 polisten 5'inin cezasını onayladı. Birkaç kişiydiler… Davanın sonuçlanmasından, yargılanan polislerin az ceza almasından ya da davanın hukuki sonuçlarından çok ortaya çıkardıkları somut gerçek şuydu: Israrla ve örgütlü olarak bir davayı izlerseniz sonuç alırsınız. Gazeteciler. muhabir arkadaşlarının ölümünün peşini bırakmayan birkaç kişiydiler ama varlardı… Israrla muhabir Metin Göktepe’nin öldürülmesine dair davayı takip ettiler. Gazetecilerden Cemiyet Başkanı Nail Güreli ve Genel Sekreter Turgay Olcayto başından sonuna kadar inatla ve ısrarla Afyon’da görülen davayı izledi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti adına, öldürülen muhabir Metin Göktepe’nin gazeteci arkadaşlarıyla beraber “davayı izleyen muhabir” gibiydiler… Herkes gazetecileri gördü. Birkaç kişiydiler ama ısrarla ve inatla davanın her duruşmasında hazır bulunuyorlardı. Olup bitenleri Türkiye’ye haber olarak duyuruyorlardı… O yıllarda gazeteler, televizyonlar bu davaya muhabir gönderiyordu. Muhabirler o yıllarda vardı. Televizyonlar canlı yayın yapıyordu… Olup bitenler herkesin bilgisindeydi… Herkes, ne zaman duruşma yapılsa, davanın her duruşmasına katılan izleyicilerdi… Otobüsler dolusu insan, muhabir Göktepe’nin İstanbul’da, Aydın’da ve Afyon’da yapılan duruşmalarına katıldıklarında sayıları birkaç kişiden ibaret değildi… Çoktular… Afyon’da davanın görüldüğü gün hayat dururdu. Emniyet tedbirler alırdı. Yollar kesilir, yollar kapatılır, emniyette izinler kaldırılırdı… Çünkü o gün Afyon’da muhabir Metin Göktepe’nin duruşması vardı. Bilirlerdi… Gelecek olanlar birkaç kişi değildi. Bu davayı bitireceklerdi. Aslında gazeteciler olmasaydı bu dava çoktan biterdi… Birkaç kişiydiler… Muhabir Metin Göktepe’nin davasını ısrarla ve örgütlü olarak inatla takip ettiler. Birkaç kişi, binlerce kişi oldu… Binlerce kişi örgütlü bir gücün her şeyi gerçekleştirebileceğini gösterdi. Muhabirler, gazeteciler davayı sonlandırdı… Davada mahkûm olanların adını kimse anımsamıyor bile… Metin Göktepe’nin gazeteci olduğunu herkes biliyor. Sarı basın kartı olmayan güler yüzlü muhabiri herkes tanıyor. Metin Göktepe 12.Gazetecilik ödülleri 10 Nisan 2009 tarihinde verildi. Birkaç kişiydiler ve onlar gazeteciler, grevdeki gazeteciler, yerel ve genç muhabirler olarak hak ettikleri ödüllerini, “gazeteci” olarak aldılar. Durdum, düşündüm, onlara baktım ve kendime sordum: Gazeteciler, olmasaydı? Etiketler: Fikret İlkiz, İnsan Hakları posted by A.T. at 9:04 PM
Pazar, Nisan 12, 2009
"GAZETECİLER VE KİŞİSEL VERİLER"
Av. Fikret İLKİZ
Avrupa Konseyinin 28 Ocak 1981 tarihinde imzaya açtığı 108 sayılı Otomatik Olarak İşlenen Kişisel Veriler Bakımından Bireylerin Korunması Hakkında Sözleşme 1985 yılında yürürlüğe girdi ve 1999 yılında üzerinde bazı değişiklikler yapıldı. Türkiye, Sözleşmeyi imzalamış olmasına rağmen onaylayabilmesi için Sözleşmeyle getirilen koşula göre; bu Sözleşmede öngörülen ilkelere uygun olan bir kanunu çıkararak iç hukuk mevzuatına kazandırmak zorunda. Ancak Türkiye’de henüz kişisel verilerin korunması hakkında herhangi bir kanun yok… Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan “Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun Tasarısı”, Bakanlar Kurulunca 7.4.2008 tarihinde kabul edilerek, 22.04.2008’de TBMM Başkanlığına gönderilmiştir. Tasarı (Esas Sayısı 1/576) TBMM’de Adalet Alt Komisyonundadır. Tasarıyla, kişisel verilerin işlenmesinde kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı ile temel hak ve özgürlüklerinin korunması ve kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin uyacakları esas ve usullerin düzenlenmesi amaçlanmaktadır. (Madde 1) Maddenin gerekçesine göre, Anayasanın 17 inci maddesindeki kişinin dokunulmazlığı esas alınarak düzenleme yapılmış, kişinin maddi ve manevi varlığı ile temel hak ve özgürlüklerinin korunmasının hedeflendiği ifade edilmiştir. Ama Tasarının tamamı incelendiğinde bu gerekçe tek başına yeterli değildir. Çünkü, “kişinin dokunulmazlığı” temel hak ve özgürlüklerin kapsamı içindedir. Kişisel verilerin korunması hakkı açıkça temel bir hak olarak düzenlenmelidir. Böylece bireyin kişisel verilerinin sınırsız ve hukuka aykırı olarak toplanması ve işlenmesi halinde kişinin temel hak ve özgürlükleri güvence altına alınabilir. Kanun Tasarısı hem gerçek kişilerin ve hem de tüzel kişilerin tüm bilgilerini kişisel veri kabul etmektedir. “Kişisel Verilerin İşlenmesi” ise; “ Kişisel verilerin otomatik olan veya olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, değiştirilmesi, silinmesi veya yok edilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması veya başka bir şekilde elde edilebilir hale getirilmesi, üçüncü kişilere aktarılması, kullanılmasının sınırlandırılması amacıyla işaretlenmesi veya tasniflenmesi veya kullanılmasının engellenmesi gibi bu veriler üzerinde gerçekleştirilen bir işlem ya da işlemler bütününü”dür. (Tasarı Madde 3) Tasarının 5 inci maddesinde kişisel verilerin işlenmesine ilişkin ilkeler belirlenmiş ve birinci fıkranın (a) bendine göre kişisel verilerin “hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olarak işlenmesi” kuraldır. Ancak çok daha önemli olan; sadece “işlenme” değil, kişisel veriler “hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olarak elde edilmeli”dir. Maddenin (b) bendindeki düzenlemede ise, kişisel verilerin “belirli, açık ve meşru amaçlar için toplanması ve bu amaçlara aykırı olarak yeniden işlenmemesi” şeklinde, biraz net olmayan bir düzenleme yapılmıştır. Belki de kişisel verilerin işlenmesindeki ilkenin; “Belirli, açık, hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun amaçlar için kaydedilmeli, kullanılmalı ve bu amaç aşılmamalıdır” şeklinde düzenlenmesi daha doğru olabilir.. 5. maddenin (ç) bendinde kişisel verilerin “doğru olması ve gerektiğinde güncellenmesi” kabul edilmiştir. (d) bendinde ise; “(d) İlgili kişilerin kimliklerini belirtecek biçimde ve kaydedildikleri veya yeniden işlenecekleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilmesi,” düzenlenmiştir. 5 inci maddenin 2. fıkrasına göre; kişisel veriler, ilgili mevzuatta yeniden işlenme amacına yönelik yeterli koruma tedbirleri getiren düzenlemenin bulunması veya kişisel verileri kontrol eden tarafından bu yönde gerekli tedbirlerin alınması şartıyla tarihi, istatistiki veya bilimsel amaçlarla yeniden işlenebilir veya birinci fıkranın (d) bendinde öngörülenden daha uzun bir süre saklanabilir. Sadece bu düzenlemeler bile dikkatlice incelendiğinde; “kişisel verilerin” toplanması, işlenmesi ve başkalarına gönderilmesi gibi düzenlemeler uygulamada bir çok sorun yaratacak düzenlemelerdir. Tasarı çok önemlidir. Tartışılmadan kanunlaşmamalıdır. Tasarının 23 üncü maddesinin başlığı şöyledir: “Gazetecilik amacıyla kişisel verilerin işlenmesi”… Bu maddeye göre, yayın sahipleri veya temsilcileri ile bunların çalışanları tarafından sadece gazetecilik amacıyla veri işlenmesi halinde bu kanunun 5. inci, 15 inci ve 24 üncü maddeleri uygulanacaktır. Yani yayın sahipleri veya temsilcileri ile çalışanları olan “gazeteciler” tarafından, ancak ve ancak sadece ve sadece; “gazetecilik amacıyla” veri işlenmesi kabul edilmektedir. Bu düzenleme acaba nasıl bir denetim getirecektir?.. Bu durumda Tasarının yukarıda kısaca bilgisini verdiğimiz 5 inci maddesinde yer alan “Kişisel verilerin işlenmesine ilişkin ilkeler”, 15 inci maddesinde yer alan “Kişisel verilerin işlenmesine ilişkin tedbirler” ve Tasarının 24 üncü maddesinde yazılı “kişisel verilerin işlenmesi bakımından mesleki davranış kuralları” uygulanacaktır. Acaba bu maddeler bir bütün içinde düşünüldüğünde, mesleki davranış kuralları nasıl uygulanacak? Aslında, Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesine göre; gazeteci kamuya mal olmuş bir kişi bile olsa, halkın haber alma, bilgilenme hakkıyla doğrudan bağlantılı olmayan hiçbir amaç için, izin verilmedikçe özel yaşamın gizilliği ilkesini ihlal edemez. Gazeteci kendisine güvenilerek verilen bilgilerin, belgelerin kaynaklarını kendileri izin vermedikleri sürece ve mesleğinin gizlilik ilkesi uyarınca hiçbir şekilde bu bilgileri açıklayamaz. Basın Kanununun süreli yayın sahiplerine, gazetecilere, eser sahiplerine ve sorumlu müdürlere tanıdığı hakka göre; bilgi ve belge dahil her türlü haber kaynaklarını açıklamaya ve bu konuda tanıklık yapmaya zorlanamaz. Gazetecilere, yayıncılara verilen enformasyon gereksinimlerinin karşılanması için “düşünceyi açıklama ve yayma” hakkı çerçevesinde davrandıkları takdirde kişisel verileri işlemeleri hukuka uygun sayılacaktır. ( Madde 23/2. Aslında zaten 5187 sayılı Basın Yasasının 3 üncü maddesinde basın özgürlüğü bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını da içerir. Dolayısıyla gazetecilerin kişisel verileri işlemesi hali bu hakkın gereğidir. Ama bu düzenlemeye göre, gazetecilerin davranış kurallarının basın özgürlüğüne uygun olup olmadığı ayrıca denetlenecektir… Yeni bir Kurulumuz olacak... Kişisel Verileri Koruma Kurulu. Üyelerini Bakanlar Kurulu seçecek... Şimdi düşünelim; kişisel verilerinizin korunması için görev yapacak olan ve başkanı Başbakan olan Bakanlar Kurulunun seçtiği Kurul’dan sizi kim koruyacak acaba? Tasarı bu haliyle kanunlaşırsa bu hakkın nasıl korunacağı uygulamada sorun yaratacaktır. Gazeteciler... Biliniz ki gazetecilik mesleğine kişisel verilerin işlenmesi gibi bir düzenlemeyle getirilmeye çalışılan sınırlandırma göründüğü kadar basit ve masum değildir. Gazetecilerin de bunu anlamayacak kadar saf olmaması gerekiyor… Çünkü, gazetecilerin “verileri” ile kişilerin “kişisel verilerinin” korunması gibi kanuni düzenlemeler derken, herkesin “şahsi hâllerinin” başına çorap örülmek üzeredir… Etiketler: basın özgürlüğü, Fikret İlkiz, Kişisel Verileri Koruma Kanunu, kişisel verilerin korunması posted by A.T. at 3:56 PM
Pazar, Nisan 05, 2009
"ADALET BAKANLIĞINDAN SORULARA YANIT"
Fikret İLKİZ
Adalet Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği “İki Soru ve Sansüre Kapak” yazımızda “…yargı ve medya ilişkileri konusundaki çalışmalar hakkında sorular” yönelttiğimiz tespitiyle 24.03.2009 tarihli, 10 sayılı yazısı ile sorularımızı yanıtlamıştır. Müşavir yanıtını aynen yayınlıyorum: “Bizim Gazete’nin 23.03.2009 tarihli baskısında yayımlanan “İki Soru ve Sansüre Kapak” başlıklı köşenizde, Bakanlığımız tarafından hazırlanan “yargı Reformu Stratejisi” Taslağı ile ilgili bazı değerlendirmeler yaptığınız ve yargı medya ilişkileri konusunda çalışmalar hakkında sorular yönelttiğiniz görülmektedir. Bakanlığımızca internet sitemize konulan “ Yargı Reformu Stratejisi” başlıklı metin, sizin de belirttiğiniz gibi bir taslaktır ve üzerinde yapılan çalışmalar devam etmektedir. Söz konusu metin 21.05.2005 tarihli (2008 olacak) Yargıtay Başkanlar Kurulu bildirisinden yaklaşık iki hafta önce 08.05.2008 tarihinde bir duyuru eşliğinde internet sitesine konulmuş ve bütün ilgili kuruluşlara gönderilerek görüş alınacağı vurgulanmıştır. Taslakla ilgili yüksek yargı organları, hukuk fakülteleri ve barolardan görüşler gelmiş ve bu görüşlere de internet sitesinde yer verilmiştir. Bakanlığımız temel politika belgelerinde yargıya güven konusuna özel olarak yer verilmektedir. Avrupa Birliği Komisyonuna verilen 2008 tarihli Yargı Reformu Stratejisi Taslağında, bu belgenin hazırlanmasındaki on amaçtan biri de “yargıya güvenin arttırılması” olarak belirtilmiştir. Ayrıca, Yargı Reformu Stratejisi’nden ayrı olarak Bakanlığımızın 2010-2014 yıllarını kapsayan Stratejik Plan Taslağı’nda da Bakanlığımızın vizyonu “Güven veren bir adalet sistemi” olarak belirlenmiştir. Belirlenen vizyona ulaşılması için, öncelikle yargıya güven sorununun bilimsel yöntemlerle ele alınması ve atılacak adımların buna göre belirlenmesi gerekmektedir. Bu çerçevede Adalet Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığının sorumluluğunda ve Selçuk Üniversitesi Rektörlüğünün yürütücülüğünde “Türkiye’de Yargının Güverlilik ve Saygınlığını Etkileyen Faktörlerin Araştırılması ve Yargı Etik Kodu” konulu bir proje önerisi hazırlanmıştır. Proje öneri formu 28.08.2008 tarihinde TÜBİTAK’a sunulmuştur. Proje önerisi TÜBİTAK tarafından panel sistemi ile çeşitli üniversitelerden akademisyenlerin katılımıyla 13.02.2009 tarihinde değerlendirilmiş, ancak sonuç olarak öneri kabul edilmemiştir. Konunun önemli ve kapsamlı olması nedeniyle, ileride başka bir proje çerçevesinde çalışmaların yürütülmesi düşünülmektedir. Bunun dışında Yargı ve Medya ilişkileri konusunda TÜBİTAK’a sunulmuş herhangi bir proje önerisi bulunmamaktadır. Yargı ve medya ilişkileri konusunda Bakanlığımızca İsveç Ulusal Mahkemeler İdaresi ile yürütülen ikili işbirliği kapsamında, yargı ve medya ilişkilerinde yaşanan sorunların tespiti ve çözüm önerilerinin geliştirilmesi amacıyla, Mantıksal Çerçeve Analizi (Logial Frame Analysis) toplantıları yapılmaktadır. Durum analizine yönelik olarak bu toplantılardan ilki yargı mensuplarının katılımı ile gerçekleştirilmiştir. 25-26 Mart 2009 tarihinde ise bu toplantıların ikincisi medya mensuplarının katılımıyla gerçekleştirilecektir. Bu toplantıya özellikle yargıyla ilgili haberleri takip eden yargı muhabirleri davet edilmiştir. Ayrıca Bakanlımızca Avrupa Konseyi ile birlikte yürütülen “Türkiye Mahkeme Yönetimi Sistemine Destek Projesi” kapsamında 9-12 Mart 2009 tarihleri arasında “Basın Sözcüleri ve Mahkemelerin İletişim İhtiyaçları” konulu bir çalışma yapılmıştır. Bakanlığımızca gerçekleştirilen bu çalışmalar ilgili bütün kişi ve kuruluşların bilgisi dahilinde yapılmakta yukarıda da belirtildiği gibi henüz kabul edilmemiş ve hazırlık aşamasında bulunan projeler bile kamuoyuna duyurulmaktadır. Yargı ve medya ilişkileri konusunda bu çalışmalar medya mensuplarıyla ve diğer ilgili kişi ve kuruluşlarla işbirliği içinde sürdürülecektir. Bilgilerinize sunulur. Saygılarımla. Murat AYDIN Basın Müşaviri” Basın Müşavirine çok teşekkür ederim. Bu yanıt çok aydınlatıcı oldu benim için… Ama yazdıklarımızın kaynağı Bakanlığın 2008 Yargı Reformu Stratejisi’dir.. Yanıta yanıt vermek gerekirse…Yazımızda geçen Strateji Taslağının (2). bölüm başlığı: “Yargının Tarafsızlığının Geliştirilmesi” olup (2.2) nolu alt başlığı; “Yargı tarafsızlığı konusunda yargı profesyonellerinin ve medya mensuplarının bilinçlendirilmesi”dir. Nasıl yapılacak? Taslak’ta “Ayrıca, halen Bakanlığımızca Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK)’nun desteği ile Türkiye’de yargı-medya ilişkileri üzerine bir Ar-Ge projesinin hazırlık çalışmaları yürütülmektedir. Bu projenin çıktılarına göre gerekli yasal veya idari düzenlemeler ile eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları yapılacaktır.” yazılı (sayfa 17). Taslağın Bölüm (6) ve (6.3.) nolu alt başlığı ise; “Yargının, medya ve halkla ilişkilerinin geliştirilmesi” Şöyle yazılı: “Yargı-medya ilişkileri konusunda TÜBİTAK tarafından “Medya ve Yargı İlişkileri” başlıklı bir projenin hazırlık çalışmaları devam etmektedir. Bakanlık olarak bu projeye destek verilmektedir.” (Sayfa 31) Adalet Bakanlığı Basın Müşaviri “Bunun dışında Yargı ve medya ilişkileri konusunda TÜBİTAK’a sunulmuş herhangi bir proje önerisi bulunmamaktadır.” diyor… Hangisi doğru? Strateji Taslağı mı? Basın Müşavirinin yanıtı mı? Taslağın (6) bölümünün başlığı “Yargıya Güvenin Arttırılması”. (6.1.) nolu alt başlık ise; “Toplum nezdinde yargıya güveni etkileyen unsurları belirlemek amacıyla Ar-Ge çalışmaları yapılması”…Nasıl yapılacak? Taslak diyor ki; “Üniversiteler ve kamuoyu araştırma şirketleri ile işbirliği yapılarak yargıya güven konusunda araştırma ve incelemeler yapılması ve bu araştırma ve incelemelerin sonuçlarına göre projeler geliştirilmesi planlanmaktadır. Bu konuda TÜBİTAK ile “Yargının Toplum Nezdinde Güvenilirlik ve Saygınlığını Sağlayan ve Etkileyen Unsurların Araştırılması” başlıklı ortak bir proje yürütülmesi için hazırlık çalışmaları yapılmaktadır.” (Sayfa 30) Basın Müşavirinin açıklamasına göre; Adalet Bakanlığı Yargı Reformu Stratejisinden “ayrı” olarak 2010-2104 yıllarını kapsayan dönem için kendi vizyonuna göre TÜBİTAK ile “başka” çalışmalar yapmış…Bu proje 13.02.2009 tarihinde değerlendirilmiş ve o tarihte sona ermiş…Başka bir çalışma yürütülmesi düşünülmüyor (muş).. O halde herkesin katkısına, görüşüne ve eleştirisine açılan Yargı Reformu Stratejinin 30 uncu sayfasındaki bölüm ne olacak? Herkes buna göre görüş bildiriyor… Acaba hangisi doğru? Adalet Bakanlığı Basın Müşaviri yazısındaki bilgiler kuşkusuz “açıklama” olarak çok doğru...Ama o zaman Yargı Reformu Strateji Taslağında yazılı olanlar ne olacak?.. Hangisi doğrudur, doğrusu ben anlayamadım! Etiketler: Fikret İlkiz, Yargıda Reform posted by A.T. at 11:54 PM
Cumartesi, Mart 28, 2009
Çarşamba, Mart 25, 2009
"GİZLİ DİNLEME ESASTIR"
|